Salı, Ağustos 25, 2015

Rumuz: Tanıdık - "Reklam da başarısız olmak"

Reklamcılık da başarısız olmak.
Hemde daha bir şey yapamadan.
İçeriye giremeden 31 yaşına girmek.

Bu başarısızlığın tümünü üstleniyorum. 
Bahanelerle başarılı olanların hakkını yemeden. 
Ama canım nasıl çekiyor varya, çok açım.

Şimdi bu durumu hazmetmek için yolumu degiştirdim. Farklı bir yerde farklı insanlarla farklı şeyler yapıyorum. 
İyi besleniyorum. 
Ha birde spor yapıyorum. 
Hırsa çok asılmıyorum, 
egoya da çok yüklemiyorum.

Başarısızlığın tadını çıkartıyorum.
Kendimden.

İçgüdülerim ise fırsat kolluyor.
Bilinçaltım fırsat yaratmakla meşgul.
Şeytan da tatlı tatlı siktir et diyor.

Gözüm sürekli camda. 
O gelecek diye. 
Keşke öyle cama bakarak bekleyince gelse. 
Gelmeyecek, biliyorum.

Bir tek ne bok yiyeceğim onu bilemiyorum.


- - - - - - - - 


Hmmm! Bu Türkçe özensizliğiyle başarısız olduğunuza şaşmamak gerek.

'Reklamcılık da...' değil, 'reklamcılıkta' demek istiyorsunuz herhalde.

Sonraki satırdaki 'hemde' de (bakınız ayrı yazılıyor) 'hem de' biçiminde olmalı.

Daha sonra 'varya', 'var ya' olacak.

'Birde' değil 'bir de'.

Sadece,

"Başarısızlığın tadını çıkartıyorum.
Kendimden." 

cümlesine sırıttım. Yanlışken doğru, doğruyken yanlış duygusu yarattı bende.
Tad çıkartılmaz, çıkarılır. Ama birinden veya bir nesneden bir şey çıkartılır.
Kendimden diye ekleyince doğru olur gibi olmuş işte.

Şeytanın tatlı tatlı dediğine uyun bence.


Haluk Mesci

Pazartesi, Şubat 03, 2014

Facebook'ta özel grup

Öğrenci, yeni mezun, yeni reklamcı, reklamcı olmaya çalışan herkesle
eskilerleri buluşturan özel Facebook grubu kuruldu:

Reklamcı Ol'cam.

Oraya da bakmanızı öneririm.

https://www.facebook.com/groups/272586066230265/

Rumuz: Dikkat yeni mezun geliyor - "Staj ve dil eksikliği"

Merhaba Haluk Bey ben (...) Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım son sınıf öğrencisiyim. Bu sene mezun oluyorum. Reklam alanında yüksek lisans yapmak istiyorum ve bunun için çalışıyorum. Benim size sormak istediğim bir kaç soru var ilk önce ben üniversiteyi bitirdiğim ilk 4 ay içinde askere gitmeye karar verdim hem aralıksız devam eden 16 yıllık eğitimden yoruldum hemde yüksek lisans yaparken gelebilecek iş tekliflerini siz 1 sene bekleyin ben askerlik yapıp geleyim diyerek kaçırmak istemiyorum. Askerlikten sonra kariyer odaklı bir hayat istiyorum sizce bu kararım ne kadar doğru? 

Benim en büyük eksikliğim yabancı dilim yok ve staj yapmamak. Birkaç yere başvuru yaptım ancak hep aynı sorunla karşılaşıyorum azda olsa staj yapmış olsaydın. Beni stajyer olarak kabul edecek yerin benden bir beklentisi olması için onunda bana bir şeyler sunması gerekiyor. Fotokopi çekmek kahve taşımak gibi bir terim çok sık kullanılıyor ben ne fotokopi çekmeye üşenirim ne kahve taşımaktan utanırım bunları da yaparım ama benim tek bir beklentim var beni stajyer veya çalışan olarak işe alacak yerin bana güvenmesi gerekiyor her işin içinde olmak istemiyorum ama sevdiğim işin içinde olmak istiyorum. Ajanslarımız hep almaktan yana tecrübelerini paylaşmaya  gitmedikleri gibi stajyerlere gerekli yatırımı yapmaya elleri de ceplerine gitmiyor. Ben belli bir süre ücretsiz de çalışırım yeter ki bana katkısı olsun eve geldiğimde bugün şunu öğrendim diye heyecanlanayım ama beni bir adım bile ileriye taşımayacak olan ajansların gel deneyelim demesi hem komik hem bencilce. 

Bugüne kadar birkaç ajans sahibiyle tanışma fırsatım oldu hepsi stajyerlerin yetersizliğinden yakınıyor bir gün iş görüşmesine gittim stajyer olmak için görüşmede bana gerekli tecrübemin olmadığını söylediler ve kolay kolay yapmadığım bir şey yaparak dolmuş olduğum için sert çıkıştım ve gerekli tecrübem olsaydı stajyerlik için görüşmeye değil sizin koltuğunuzu almak için buraya gelirdim dediğim için o işten de oldum. 

Yani bu sürekli tecrübenin önüme çıkmasından bıktım...

Reklam alanının büyük bir eksikliğinin sabır olduğunu düşünüyorum bize karşı 3 ay gibi kısa bir sürelik sabır gösterseler eminim faydalı olacağımıza ancak bu sektörde iş verenlerin sabırsızlığı bizleri umutsuzluğa sürüklüyor ve gelecek ile ilgili sürekli kaygı yaşamama neden oluyor. 

Şuan yazımı baştan sonra tekrar okudum ve bunun bir soru sorma yazısı değil aslında birikmiş olan bir takım hislerin paylaşımı olduğunu gördüm. Şuan bunları size yazıyor olmak bile gerçekten beni rahatlattı diyebilirim. TEŞEKKÜRLER...


- - - - 

Hmmm!

Dursuz, duraksız, noktalama işaretleri hiç kafaya takılmadan yazılmış canhıraş bir yazı daha....

Altını çizdiğim yerlerdeki de'ler ayrı yazılacak! İfadeye hiç girmiyorum.

Aynı paragrafta iki kez 'şuan' kullanmışsınız! Üstelik, yazıyı baştan sona tekrar okuduğunuzu söylediğiniz paragrafta! İnsaf! 'Şuan' diye bir sözcük yok Türkçede. Bu lafı çıkaran her kimse, ona günün moda kafasıyla beddua ediyorum! Ayakkabı kutularınca güve bassın evini... Dilini eşşekoğlu eşşek arıları soksun...

Askerliğinizi bir an önce tamamlama düşünceniz son derece doğru! Yapın, yapmamış olmanızı önünüze engel olarak koyacak ajanslara ve diğer kuruluşlara karşı kozunuz olsun.

Deneyim ve işe girme, yumurta - tavuk meselesi: Deneyimin yok işe giremiyorsun, işe giremediğin için deneyimin olmuyor. Ajanslar bu konuda iki yüzlü veya yüzsüz. Hem yeni mezun olacak birinin ne iş deneyimi olabilir ki?

Staj zaten deneyim kazanmak için değildir aslında. Staj sadece bir iş kolunu tanımak için yapılan misafirliktir. Bakma bizde karakter değiştirmiş ve beleş işgücü sağlar hale gelmiş. Gençler işe gireceğim diye birilerinin bir yerlerini yalamasa, bu saçmalık ortadan kalkabilir kısa sürede.

Çalışacağınız yerin temel amacı 'sizi ileriye götürmek' değil! Evet sizi yetiştirebilir, eğitebilir, size böyle yatırım da yapabilir ama nedeni sizin kariyeriniz değildir! O ajansın işleyişinde size verilecek görevi daha iyi yapmanızı sağlayacak nitelikleri kazanmanızdır. Bir ajansın temel amacı inanç ve ilkeleri doğrultusunda müşterilerine hizmet etmek; kâr etmek, bu yoldan devamlılığını sağlamak vs vs.'dir.

Öte yandan, tecrübelerini paylaşmadığını söylediğiniz ajansların pek çoğunun ne menem yerler olduklarını da dikkate almak gerek. Çoğu ajans patronunun kendisi birtakım saygın ajanslarda çalışıp bir şeyler öğrenmeden ajans kurmuş kişiler... Paylaşacak da fazla bir deneyimleri yok. Belki paylaşma veya eğitme becerileri de yoktur. 

Reklamcılık ve halkla ilişkiler fakültelerinin verdiği eğitim de allahlık. Öğretim görevlilerinin çoğunun sektör deneyimi yok. Konular büyük çapta ders kitabındaki kadarıyla işleniyor. Yüksek lise durumu yani. Sektörle ilişkiler, birkaç seminerimsi, 'workshop'umsu, 'proje' kılıklı dersimsi şeyler yapan ve 'şu şu üniversitelerde ders veriyorum' demek aşkıyla oraya gelen sektör elemanlarından, derneklerin açtığı sergilerden filan öteye gitmiyor.

Bu durumda da, başka bir bölüme giremediği için reklamcılık (ve halkla ilişkiler) bölümlerine giren, sonra da benzer biçimde mezun olan taburla genç insanın iş bulması tabii ki zor oluyor. Zar zor girdikleri ajansçıklarda o kısıtlı bagajlarıyla yapar oldukları işten de, reklamverene sağladıkları muazzam (!) katkıdan da dünya çapında başarılar çıkmıyor tabii. 

Reklamverenin hallerine girmiyorum, o da başlı başına bir başka felaket... Kendisi bir büyük kitap dolduracak bir konu.  

- - - - 

EK:

Cevabımı e-postayla da gönderdim, hemen ardından şu mesaj geldi: "Teşekkür ederim kısa sürede cevap verdiğiniz için. Sizden ufak bir ricam olacak bana reklamcılık alanıyla ve Türkçe kullanımı ile ilgili kitap tavsiye etmeniz mümkün mü? Bir sorum daha olacak reklamda strateji ve yaratıcılık arasında kaldım ikisine de ilgim var ancak hangisini daha çok sevdiğime karar veremiyorum bu ayrımı nasıl yapabilirim?"

Ona da şu cevabı yolladım:

. Kitaplar için Reklamcılık Vakfı yayınlarını ve MedyaCat kitaplarını tarayın.
. Derdimvar'ın arşivini inceleyin.
. Yaratıcı olmak için çok iyi Türkçe, kültür, yabancı dil, yazmaya merak gerekli. Strateji için pazarlama, araştırma,   
  tüketici psikolojisi, matematik, istatistik bilgisi, yabancı dil gerekli. Bunlar var mı sizde?
. Reklamcılık bölümünü hangi okulda okudunuz? Hocalarınız kimler? Reklamcılık bölümünü bitirince alınan 
  diploma kimseyi otomatik olarak reklamcı yapmıyor. Reklamcılık, diplomayla kazanılan bir hak değil; bilgiyle, 
  kültürle, zekayla, çalışmayla, öğrenmeye devam etmekle kazanılan bir imtiyaz. 

Cumartesi, Şubat 01, 2014

Rumuz: Mezuniyet Telaşesi - "Nasıl bir başvuru..."

Ben 22 yaşında, Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü son sınıf öğrencisi bir reklamcı adayıyım. Bu bölüme bir çok arkadaşımın aksine kazara, beni neyin beklediğini bilmeden ya da sırf puanım yettiği için girmedim. Üniversite tercih listemde çeşitli üniversitelerin sadece Halkla İlişkiler ve Reklamcılık ya da Reklamcılık bölümleri vardı. Tercihlerimi yapmadan önce neredeyse hepsinin müfredatını ve hocalarını araştırdım. Bu süreçte ne ailemin ne de öğretmenlerimin uyarılarına kulak astım. Sonuçta istediğim okulun olmasa da bir okulun Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü'ne girdim. Buraya kadar her şey çok güzel. 1 yıl İngilizce hazırlığın ardından 4 yıllık öğrenim hayatım bu dönem sona eriyor. Bu güne kadar kendimi para kazanmak zorunda hissedip çeşitli işlerde çalışıp gelecekteki mesleğime dair tecrübe edinmemi sağlayacak herhangi bir yerde staj yapmamış olmam en büyük eksikliğim ve hatam. Bu eksikliğimi bu yaz gidermeyi planlıyorum. Yakın seçeneklerden ve kabul edilme olasılığım %90 olan büyük bir iletişim şirketi var, fakat benim asıl isteğim stajımı bir reklam ajansında yapmak. Buralara başvuru yapmak istediğimde -biliyorum bıktınız ama- önüme "portfolyo" engeli çıkıyor. Bu konuda size tamamen katılıyorum, benim gibi deneyimsiz, profesyonel olmayan, yeni mezun birinin yarım yamalak işlerini bir araya getirip bir ajansa yollaması bana mantıksız geliyor. Kaldı ki, sadece grafik tasarımcıların dosyalanıp sunulabilecek bir dosyası belki olabilir, ama işin görsel kısmında olmayanlar? "Merhaba, ben hayali bir marka yarattım, sonra ona bir ürün düşündüm, işte marka, işte slogan, işte hedef kitle, bakın şöyle de bir reklam senaryosu yazdım" mı demem gerekiyor? 

Etrafımda o kadar çok reklamcı olmak isteyen ve reklamcılığın okul işi olmadığını iddia eden insan var ki, bazen 4 yılımı boşa harcamışım gibi hissediyorum. Her yeni mezun gibi kendime yüksek hedefler koymaya çalışıyorum. Bu yüksek hedefler kesinlikle maddi olarak yüksek değil. Hemen işe girip küçük bir ajansta geçimimi asgari düzeyde geçirebileceğim bir ücretle çalışmaktansa, daha büyük bir yerde 1 yıl hiçbir karşılık beklemeden çalışmayı tercih ederim. Benim gibi çok insan olduğunu biliyorum. Bu güne kadar gerçekten istediğim her şeyi yapabileceğime inandım, ama şu an büyük bir umutsuzluğa kapılmış durumdayım. Okul bitiyor, telaşlıyım, bu telaşın bana yanlış şeyler yaptırmasından korkuyorum. (Mesela bu iletide bütünlüğü sağlayamamış olmak bana bu telaşın yaptırdığı yanlışlardan biri.) 

Size sorum: Nasıl bir başvuru şekli ajansları ikna edebilir? Gidip kapılarını mı aşındırayım? E-posta yağmuruna mı tutayım? Yoksa yukarıda da belirttiğim gibi kendi kendime markalar, kampanyalar yaratıp dikkat mi çekmeye çalışayım? 

Türkçe kullanımında farkında olmadan yapmış olabileceğim yanlışlar için şimdiden özür diliyorum ve genç insanlarla bu şekilde birebir iletişim kurduğunuz için çok teşekkür ediyorum.

- - - - - - 

Hmm... Yıllardır aldığım en düzgün mektup bu! Eski ve yeni sözcükleri birlikte kullanıyor olmasının dışında pek de laf edilecek bir yanı yok. 'Türkçe kullanımında yapmış olabileceğim yanlışlar' diyor. Hızla okuduğumda 'birebir' sözcüğü gözüme çarptı... Başkaca bir şey yok sanki. Neyse, asıl konuya gelelim.

İletişim şirketinde yapabileceğiniz stajı aslında reklam ajansında yapmak istemenizden çıkardığım bir sonuç, sizin Halkla İlişkiler'di bitiriyor olabileceğiniz. Yok reklamcılığı bitiriyorsanız, evet, reklam ajanslarına yönelmelisiniz.

Sırasıyla söyleyeyim düşüncelerimi:

- 1+4 yılınızı boşunuza harcamış değilsiniz. Derslerinize hakkını vererek girdiniz, çalıştıysanız; okumayı, öğrenmeyi sürdürdüyseniz, doğru olanı yapmışsınız. 'Reklamcılık okul işi değil' meselesini şöyle anlamanızı öneririm: Reklamcılık bölümünü her bitiren reklamcı olamaz. Reklamcı olma, diplomayla kazanılan bir hak değil; bilgiyle, kültürle, zekayla, çalışmayla, öğrenmeye devam etmekle kazanılan bir imtiyaz...

- Doğru anlamışsınız, 'portfolyo' zırvalığına kalkmayın. Sizden 'portfolyo' görmek isteyen bir ajansta, çalışmayın. 'Çalışmadım, reklamcılık bölümü öğrencisinin portfolyosu ve CV'si olmaz; olsa olsa 'not transkripti' olur diyor Haluk Mesci' deyin onlara.

- Dikkati, başvuru mektubunuzun, ya da neyle başvuracaksanız [bazen bir kolaj, bir fikir özeti, ilginç bir düşüncenin ifadesi CV'den mektuptan daha iyi olabilir] onun özgünlüğüyle çekmeye çalışın. İlginçlik için [adına demiyorum bakın, adına yanlış kullanım olur] absürd şeyler de yapmayın.

- Hayali markalar, kampanyalar vs yaratıp onlarla gitmeye de kalkmayın. Sizi, zekanıza, kültürünüze, okuldaki akademik başarınıza, nasıl düşündüğünüze ve kendinizi nasıl ifade ettiğinize, bunlardan ve genel görünümüzden çıkarabildikleri kadarıyla kişiliğinizin olgunluğuna, bunun gibi şeylere bakarak alsınlar işe alacaklarsa.

- Daha önceki cevapları incelediyseniz görmüşsünüzdür (incelemediyseniz mutlaka inceleyin, yararlı olacaktır) şunu öneriyorum gençlere: Başvurduğunuz ajansta görüşmeye çağrılırsanız, 'Bana hemen burada gerçek veya kurmaca bir brif ve bir-iki saat süre verin. Ben size bu süre içinde, bazı reklam / iletişim vb fikirleri üreteyim; beni onlara bakarak değerlendirin' deyin. Bunun çekiciliğine, kendinize güveninize kapılmazlarsa zaten çekiverin iplerini gitsinler.

- Ajanslara asla randevusuz gitmeyin. Kapılarını aşındırıp sevimsiz olmayın. Başvurunuzu elden götürüp resepsiyona öylesine bırakmayın. E-posta adresini bildiğiniz ve sizi işe alabilecek veya görüşmeye çağırabilecek  bir kişi söz konusu değilse, başvurunuzu ortaya e-posta ile göndermeyin, kimsenin eline geçmiyor onlar. Toplu e-postalar hele hiç atmayın. Yazdığınız kişinin adı ve soyadı mutlaka bulunsun mesajınızın başında ve her mesajı tek tek yazın. Aynı mesajı kopyala-yapıştır ile üretmeyin.

- Ajanslara başvurma konusunda, 'Beni Seç' diye bir kitap var, onu bulun ve okuyun.

- Reklamcılık Vakfı - Reklamcılar Derneği sitesinde eleman arayan ajansların ilanları bulunuyor. Onları izleyin. Gazetelerin İK eklerindeki ilanları keza... 

- Vakfın eğitimlerine de katılmaya bakın.

Karşılaştığınız şeyleri bana yazmayı sürdürün.

Başarılar diliyorum. 

Cumartesi, Ocak 18, 2014

Rumuz - dijitalkafa: "portfolyom sınırlı ve renksiz kalıyor"

Butik bir reklam ajansında on aydır metin yazarlığı yapıyorum. Fakat gerek iş tatmini, gerekse portfolyo noktasında son derece mutsuzum. Bunun çeşitli nedenleri var. Hepsinden önce, ajansın müşteri portföyü tamamen B2B özellikli markalardan oluşuyor. Yapılan çalışmalar oldukça tekdüze ve görünürlüğü son derece düşük nitelikte oluyor. Ayrıca ajansın müşteriler karşısında süregiden bir edilgenliği var. Ajanslar elbette müşterilerle gergin olmamalı. Çünkü arada ticari bir ilişki var. Fakat benim görüşüme göre, en azından müşteriyi yönlendirmeli ya da yeni ve farklı girişimler için onları ikna edebilmelidir. Bir önceki ajansımda bunu görmüştüm. Bu bağlamda da yapısal sorunlar var. Farklı fikirlere karşı kreatif yönetimin sınırlayıcı bir etkisi olduğunu görebiliyorum. Son olarak, çalıştığım ajans basılı işler yapıyor ve açıkçası bu da çalışmak istediğim bir alan değil.

İşe başlarken basılı işler odaklı bir ajans olduğunu biliyordum ama o dönem sadece bir tane de olsa sosyal medya içeriklerini üstlendiği bir marka vardı. O da sosyal medya içerik alımını durdurunca basılı işlerin haricinde bir iş alanı kalmadı. Ajans şu an B2B markaların internal kullanımına ilişkin işlerden başka bir iş yapmıyor. Fuar stand tasarımları, broşür, şirket dergilerii logo, slogan vs. türünde çalışmalar yapıyor.

Reklamcılık alanında çalışmaya başladığımdan beri hep sosyal medya alanında yapılan reklamlarla ilgilendim, bu durum bası Bu türde yapılan işleri takip ettim, hala da öyle. özellikle Linkedin grupları üzerinden bu bağlamda düzenli olarak bilgi alıyor, inceleme yazılarını okuyorum.

Bütün bunların toplamında, bir sosyal medya ajansında junior yazar olarak çalışmak istiyorum. Bir önceki ajansım, uluslararası network niteliğinde bir sosyal medya ajansıydı ve kısa süre de olsa orada proje yöneticiliği yaptım. Orada "proje yöneticiliği" pratikte "müşteri temsilciliği"ne denk geliyordu. Dört ay çalıştıktan sonra, sektörde artık kreatif tarafta devam etmek istemem nedeniyle oradan ayrıldım.

Bu dönem yaptığım başvurulardan olumlu geri dönüş alamıyorum. Çünkü basılı işler odaklı bir butik ajansta çalışıyorum ve portfolyom da bu işlerden oluşuyor. Çalıştığım ajansın zaten ne müşteri portföyünü ne de yaptığı işleri değiştirmesi gibi bir durum söz konusu değil. Hâl böyle olunca da portfolyom da sınırlı ve renksiz kalıyor ve bunun bir kısır döngüye dönüşmesinden çekiniyorum.

Sektördeki tecrübeniz ışığında bana neler tavsiye edersiniz? umuyorum ki değerli yorumlarınız benim için yol gösterici olacaktır.

- - - - - 

Hmmm!

Çelişkiler, çelişkiler...

Halen çalıştığınız ama aslında çalışmak istemediğiniz bu 'ajansa' sizi zorla mı soktular? 
Girerken büyük ölçüde biliyormuşsunuz müşterilerini ve işlerini...
O zamanki tek 'sosyal medya' [bu laf da bir oxymoron ya neyse] müşterisinin aşkına mı girdiniz yoksa? 

Anlaşılan siz daha çok göz önünde olan alanlarda işler yapmak, ödüller kazanmak vs. istiyorsunuz.
Herkes istiyor da kimse işin zor ve taşlı yetişme, pişme dönemlerini istemiyor her nasılsa. 

Dört ay bir ajansta çalışmışsınız, on aydır da bir yerde, eder on dört ay... Yazmadığınız için bilemiyorum başka deneyiminiz var mı, hangi okullarda okudunuz... Yayınları izleyecek kadar yabancı diliniz var mı? Yoksa, hangi Türkçe kaynakları izliyor okuyorsunuz? Linkedin'de incelemeler okumakla bir yerlere varamazsınız biliyorsunuz değil mi? Reklamda da, süper bir deha değilseniz, bu kadar kısa süreli bir deneyimle bir yerlere varmanız mümkün olmaz.

Yaratıcı tarafta, reklam yazarı olarak çalışma isteğiniz neye dayanıyor? Yazı yazma, fikir üretme becerinize mi? Bu becerilerinizin ne düzeyde iyi olduğunu öğrenme, bir ustayla tartma şansınız oldu mu? Yoksa tamamen isteğe bağlı bir hedefleme mi? O tarafın daha eğlenceli olduğunu düşünmeniz mi? Eğitiminiz hangi alanda?   

Türkçenize günümüzün hastalıkları ve reklamcılık alanının kötü kullanım alışkanlıkla bulaşmış bu arada. 
Başbakan ve yandaşlarının bolca kullandığı '...noktasında' kalıbı sizde de var... Bunlara özenmeyin.
Kreatif, internal, B2B, network, portföy, portfolyo gırla gidiyor... Karşılıkları varsa, onları kullanın.
'...ne müşteri portföyünü ne de yaptığı işleri değiştirmesi gibi bir durum söz konusu değil' çifte olumsuz yapıda... Yazı mantığınıza özen gösterin.

Öğrenmeye, olgunlaşmaya değil de öncelikle portfolyo ve kariyer kaygısına düştüğünüze bakarak, genç biri olduğunuzu sanıyorum.

Hoşunuza gitmeyebilir ama önerim, çalıştığınız yerde en az bir yıl daha kalmanız; kendinizi yetiştirmeye bakmanız. Özellikle Reklamcılık Vakfının çeşitli seminer ve eğitimlerine katılmanız.
Müşterilere ve yapılacak işlere yön verecek fikirleri üretmeye ve benimsetmeye çalışmaya gayret etmek. Oluyorsa da olmuyorsa da mücadeleye devam etmek. 

Birikiminiz daha bir ele gelir olduğunda ararsınız başka bir yerde başka bir pozisyon.

Cumartesi, Aralık 28, 2013

Rumuz - Yanlış Adam: "Hangi kaynak?"

Merhaba,

Ben bir konuda konuda kendimi çok yetersiz görüyorum ve kafam bazı zamanlar çok karışıyor, sırf bu konu yüzünden. Başlıkta da bahsettiğim gibi "Türkçe'nin doğru kullanımı" bazı durumlarda çok başımı ağrıtıyor diyebilirim. 2 farklı senior yazarımın çatıştığı ve beni yargıladığı şeyler oldu. Bir tanesi tamamen TDK'nın koyduğu kurallara, bir tanesi ise Dil Derneği'nin koyduğu kurallara göre yazıyordu. Siz bir yol göstermek adına hangi kaynağın daha doğru olduğunu söyleyebilir misiniz? 

Hangisi yanlıştır sizce, "önyargı" mı yoksa "ön yargı" mı? Yoksa o cümledeki tırnakların yazımı mı? Yoksa yazılışı mı? Böyle çekirdekten başlayıp gidiyor işte sorularım. 


- - - - - 

Hmmm! 

Dikkatlice yazılmış, doğru Türkçe peşinde koşarken artık kronik sayılası yanlışlara düşmüş bir genç (?) size...

Dostum, Türkçe yanlışları en az iki temel nedenle ortaya çıkıyor:

1) Yazanın yazı yaratıcılığına veya işçiliğine dayalı yanlışlar
2) Türkçe kurallarını koyan veya kaldıran, koruyan veya yıkan sözde kurumların neden olduğu kafa karışıklıkları

Bunlardan ikincisine, değindiğiniz durumunuzla işaret etmişsiniz zaten. İki ustanız veya üstünüz var ve bu kişiler hangi kaynağa göre yazılması gerektiğinde anlaşamıyorlar.

Evet bu anlaşmazlık genelde var çünkü herkesin saygı duyduğu, yaptıklarına özenle bağlandığı bir dil kurumumuz kalmadı. Atatürk'ün kurduğu Türk Dil Kurumu bu alandaki yetkisini ve özenli yapısını yitireli epey oluyor. Tartışmalı yönetimi ve işleyişiyle, doğruluğu sorgulanır işlerle, miras aldığı dil gözetmenliğini deyim yerindeyse bıraktı. Ortalık da çeşitli görüşlerin birlikte hüküm sürmeye çalıştığı bir karmaşaya dönüştü.

Peki kime göre yazılmalı veya yazılanlar kime göre düzeltilmeli?

Benim görüşüm şu: Ne kadar tartışmalı da olsa, madem 'en' resmi tanınmış kurum TDK, ona göre düzeltilmeli. Kuralları filan tartışılabilir, ama yerine doğruları yine TDK tarafından konuncaya kadar, uygulamak gerekir ki karmaşa yatışsın.

Örnek vereyim:  Eskiden daha bir dil titizliği vardı, ajanslarda Düzeltmen çalışırdı. Bu arkadaşlarımız TDK'nın İmla Kılavuzu (sonradan Yazım Kılavuzu oldu) ile gezer, yazıları buna göre düzeltirlerdi. Aslına bakarsan, yazarların hepsinin de bu kılavuzları vardı, hemen daktilolarının yanında dururdu. 
Şimdi yine bir Kılavuza göre karar verilecek olsa, hangi kılavuz temel alınacak? 

Sıkıntı da burada. TDK bir ara Kılavuz yayımını, basımını bırakmıştı. Ve karmaşa o zaman başlamış, başka kurumların ve yayınevlerinin kılavuzları o zaman ortaya çıkmıştı. 

Bugün, TDK'nın www.tdk.org.tr adresinde online bir kılavuz var. Kullanmanızı öneririm.
Yayınların arasında da basılı kılavuz ve sözlükler var: http://alisveris.tdk.org.tr

Ayrıca, kitapçılarda veya sahaflarda bulup alırsanız işinize yarayacağını düşündüğüm birtakım kaynakları da çabucak not edeyim:

Şiar Yalçın, Doğru Türkçe [bendeki nüsha Metis yayını], Günel Altıntaş, Nasıl Yazılır Nasıl Yazılmaz: TDK kurallarına uygun iki renkli Yazım (İmla) Kılavuzu, [Seçme Kitaplar nüshasını almışım], Vural Sözer, Çobansalatası: Her okuryazar için güncel yazım kılavuzu, [Barajans Yayınları]  ve Dil Haşlama: Geniş kapsamlı deyimler sözlüğü [Barajans yayınları], Nijat Özön, Büyük Yazım Kılavuzu [Kabalcı yayınları], Ömer Asım Aksoy Dil Yanlışları: 900 Sözün Eleştirisi [TDK], Ömer Asım Aksoy Yine Dil Yanlışları: 270 Sözün Eleştirisi [Öğretmen Yayınları], Dil Derneği Yazım Kılavuzu [Dil Derneği Yayınları], Ana Yazım Kılavuzu [Adam Yayınları], Necmiye Alpay Dilimiz, Dillerimiz [Metis], Özleştirme Kılavuzu [TDK Yayınları] 

Gelelim sizden kaynaklananlara...

Reklamcılık alanının dertlerinden biri sizi de vuruyor: Senior yazar ne demek? Kıdemli, deneyimli mi? O zaman senior kullanmamak gerek. Ajansta öyle geçiyor diyebilirsin. Olsun. Hem aslına bakarsan, ajans da Türkçe değil ama ne yaparsın. Çaba göstermek gerek. Account Executive demek yerine, Müşteri Temsilcisi diyebiliriz. Müşteri ve Temsil de Türkçe değil ama ne yaparsın. Dilimizin böyle bir tarihi sorunu var. Necmiye Alpay'ın yukarıda sözünü ettiğim kitabı benzer şeyleri güzel ele alıyor. 

"... diyebilirim" niye? Ne gerek var? Başınızı ağrıtıyor mu ağrıtmıyor mu? Hem kendiniz için hem reklam yazarken dilinizi arı tutun, süslemelerden kaçının. 

" 2 farklı senior yazar..." niye? 2 yazar ise bunlar birbirinden zaten ayrı kişiler, farklıya ne gerek var? Farklı düşünen veya dil konusunda farklı şeylere inanan demek istiyorsan öyle diyeceksin.

"Bir tanesi..." niye? Kişiler için biri demek yeterli. Nesne değiller ki tane diyesin.

"...yol göstermek adına..." niye? Niçin adına olsun? Doğru sözcük, için. Yol göstermek için demek yeterli. Adına demek için, basit anlatımla söylersek, bir kişi yerine konuşmak, birini temsilen konuşmak veya bir eylemde, edimde bulunmak gerekir. Vekalet durumu yani. Senin söz ettiğin şeyde bu yok. İçin demen gerekiyor.

Son sorunu ele alayım.

Bir kere "tırnakların yazılışı mı" sorusu yerinde değil. Çift tırnak işareti, cümle içinde alıntıları göstermek için kullanılıyor. Tek tırnak ise çift tırnak içinde verilen alıntıların içinde yeniden tırnağa alınması gereken sözleri, ibareleri belirtmekte.

Ayrı mı yazılmalı birlikte mi konusuna iki türlü bakmak gerekiyor.

1) Kurala uyacaksak, yukarıda belirttiğim nedenle, TDK'ya bakılmalı:

http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=221:Ayri-Yazilan-Birlesik-Kelimeler&catid=50:yazm-kurallar&Itemid=132

Ön yargı, TDK'ya göre ayrı yazılması gereken bir tamlama. Peşin hüküm karşılığı. Peşinhüküm diye bitişik yazmıyorsak, önyargı diye yazmak gerekmez.

2) Öte yandan konuya, bitişik veya ayrı yazılma sorunundan farklı ve ötede bakabiliriz:  

Türkçe ön ekler kullanan bir dil değil. Ama değişen koşullar, başka dillerden etkilenmeler ve oradan gelen bazı kavramların  karşılıklarının uydurulması gibi nedenlerle ön ekler kullanan sözcükler üretmişiz, üretiyoruz. Yetkili kurumun durup belki de ön eksizlik kuralını gözden geçirmesi iyi olur.
[Nijat Özön, Dil Derneği, Vural Sözer örneğin önyargı biçiminde, bitişik yazıyor!]

İyi bir sav gibi duruyor değil mi? Belki de değil. Çünkü önyargı mı ön yargı mı örneğine dönersek, önyargı belli ki prejudice sözcüğüne öykünen bir yazılış. Pre- karşılığı ön, dolayısıyla bitişik yazarız diye otomatiğe bağlamamalıyız sanki. Aynı nedenle çıktı herşey, şuan gibi bitişik yazma hastalıkları. Diyebilirsin ki herkes ne oluyor peki? 

Hehehe... Her farsça imiş dostum. Kes ise halk ağzında saman anlamına geliyor. Kısacası, Türkçe Anadolu gibi olmuş durumda. Gelenin geçenin, kalanın kalmayanın hesabı yok. Hesap da zaten öyle bir sözcük. 

Sizin özel duruma bakıp bitireyim: Madem iki ustanız var, bırakın kendi aralarında vuruşsunlar. Siz TDK'ya göre yazın. Tartışma çıkarsa, deyin ki, usta siz aranızda bir anlaşın ben size uyarım. Sanırım hangisi daha kıdemli veya sorumlu - yetkili ise, onun dediği olacaktır. 

Ne demişler, horozu çok olan köyde sabah geç olur. 

Pazar, Ağustos 18, 2013

Rumuz - (yok): "İstediğini yapamayan ne kadar çok insan varmış!"


Merhaba,

Bu akşam blogunuzda size gönderilenleri ve sizin verdiğiniz cevapları okuyunca dedim ki "gerçekten yapmak isteyip de istediğini yapamayan ne kadar çok insan varmış!". Ve kendimi o kadar yakın hissettim ki burada yazılan hikayelere. Çünkü ben de onlardan biriyim/biriydim. 

Daha ilkokul 5. sınıfta İngilizce'ye karşı bariz bir tutkum ve ilgim vardı, evde annemin genç kız iken almış olduğu kasetli Oxford English setinin 5 ansiklopedisini de yalayıp yutmuştum bir yaz tatilinde. Sonra geldi çattı lise yılları, ortaokulu çok da düşük bir ortalamayla bitirmemiş olmama rağmen Süper Lise ve Anadolu Lisesi sınavlarını tutturamayınca şehirdeki en köklü ve iyi denebilecek bir liseye başladım. Lise 1'de aldığım 4 saatlik İngilizce derslerini iple çekerdim. Lise 2'de bir alan seçmemiz gerekince de ailemle konuşup Dil Bölüm'üne geçmek istediğimi anlattım onlara. Ama etraftan duyulan edilenlerle birlikte Sayısal bölüm okuyanların üniversitede daha iş yapar bölümlere girdiğini, mezun olduktan sonra da kolayca (!) iş bulabildikleri gibi bir fikre kapılmalarına neden olmuştu. Ne acıdır ki onları ikna edemedim, benim yerime karar verdiler.Ve karnelerimin 1 ve 2'lerle dolu olduğu, Matematik'ten, Fizik'ten, Kimya'dan nefret ederek, bu dersleri yapamadığım için ailem tarafından "akıllı" değilmişim gibi tepkiler alara lise dönemini tamamladım. Ama bir yandan da bu içimdeki sözel tarafla olan ilişkimi hep sürdürüyordum. Ve en güzeli bu kendiliğinden oluyordu. Üniversite sınavı gelip çattığında sayısal alandan hiç bir yere puanım yetmediği için, 3. senemde İzmir Ekonomi Üniversitesi İşletme Bölüm'üne girdim. En mutlu olduğum şey ise (allahtan!) tüm derslerimin İngilizce olmasıydı. Bu, diğerleri için zulüm gelse de, benim o an hayatımda en mutlu olduğum olaydı. 2. sınıfta, bir kaç zorunlu Pazarlama dersi aldıktan sonra, derste konuşulanlardan, yaptığım projelerden oldukça heyecanlandığımı ve bu alana karşı ilgim olduğunu farkettim. Kitaplar, dergiler okudum, Türkiye'de Pazarlama alanında hatrı sayılabilecek bir kaç kongreye ve seminere katıldım. Ve üniversitenin geri kalanında tüm seçmeli derslerimi Pazarlama, Halkla İlişkiler ve Reklamcılık, İletişim alanlarından alarak üniversiteyi çekilir, zevkli, bir şeyler öğrenebildiğim bir hale getirdim. Ancak İzmir'de okumuş olmanın verdiği dezavantajlardan biri olarak maalesef, Pazarlama alanında bir staj yapamadım. Ama elimden geldiğince bu alanla ilgili okudum, araştırdım, yazdım, çizdim, hocalarımla konuştum, derdimi anlattım. Sıra iş aramaya gelince, yaptığım Pazarlama başvurularından ses seda çıkmadı. 25 yaşındaydım, yapmak istediğim bir şey vardı için için, ne yapmak istediğini bilmeyen bir İşletme mezunu değildim ancak ilerleyemiyordum, bir şeyler önümü tıkıyordu. Master istiyordum, yapamadım. İnsan Kaynakları Danışmanlığı alanında bir şirkette çalışmaya başladım ama 5. aydan sonra "sen buraya ait değilsin, bu pişmanlığı bir kere yaşadın, ikinciyi yaşamamalısın" diyerek 11. ayımda işimden ayrıldım. Yaklaşık 1 aydır işsizim, ne değişti bilmiyorum ama bu sefer yaptığım başvrulardan geri dönüşler alıyorum. Görüşmelere gidiyorum, "benim yapmak istediğim şey bu!" diye, gözlerimden parıltılar saçarak konuşuyorum o görüşmelerde.

Öncelikle eğer bu satıra kadar gelip okuduysanız şanslıyım demektir. Blogunuza yazıp, derdini anlatan, yol yordam soran bu insanlara cesaret verdiğiniz için hem onlar, hem kendim adına size teşekkür etmek isterim. Pazarlama alanında bir iş bulma konusunda umutsuz değilim, çünkü biliyorum ki yaşım şu an 27 de olsa, istediğim şeyi yapmaya başlamak için geç değil. Çünkü biliyorum ki, o benim içimde yanan bir ateş ve sönmüyor, bunu gördüm. 

Okuduğunuz gibi kendi hikayemde bir yol ayrımındayım ve emin adımlarla yürüyorum, bu akşam blogunuzdaki yazıları okuyunca yürüdüğüm bu yoldan daha da emin oldum.

Kafanızı şişirdiysem affola, sizin yazdıklarınız bunları bu akşam yazma sebebimdir.

Saygı ve sevgi dileklerimle.

- - - 

Hmm! 

Kafam filan şişmedi. Buruk bir duyguyla gülümsedim. Yaşınız en güzel yaş belki de... Yürüdüğünüz yol dilerim sizi mutlu etsin. Ne yaptığınızı, ne istediğinizi bildiğiniz sürece doğru yoldasınız demektir. Gittiğiniz yeri bulursunuz. Tersi mümkün değildir.

Bir başka dileğim de şu: Güzel Türkçeniz hiç bozulmasın... (Bir tek 'hatrı' kullanımınızı yadırgadım ama, neyse...)

Sevgiler,
HM

Salı, Ağustos 13, 2013

Rumuz - Mukavva: "Bende öykülerimden...portfolyo hazırladım."



Merhaba, ben dramatik yazarlık bölümü öğrencisiyim. Alanım tiyatro fakat reklam yazmaya, yaratmaya yönelik merakım ve hevesim var. İlerde yapmak istediğim iş için koşulları ne olursa olsun reklamcılıktır derim. 
Çevremde bu sektörde çalışan insanlara sorduğumda öncelikli yapmam gereken şeyin bir portfolyo hazırlamak olduğu söylendi.  Bende öykülerimden, yazdığım oyunların sahnelerinden ve kendi uydurduğum markalara yazdığım reklam örneklerinden, internet uygulaması örneklerinden oluşan bir portolyo hazırladım. İçerik açısından kötü bir dosya olduğunu düşünmüyorum. 
Portfolyo hazırladıktan sonra yaptığım iş çeşitli sektörel sitelere girip oradaki reklam yazarı, metin yazarı vb. ilanlara portfolyomu mail atmak oluyor. Size sormak istediğim şu ; ben portfolyomu kurumlara mail atmanın dışında ne yapabilirim? Reklam yazarı olmak için başka ne gibi yöntemlere başvurabilirim? 
Teşekkürler, iyi çalışmalar...

- - - - 


Hmmm. Bir hevesli meraklı daha. 

Drama yazma üzerine öğrenim görüyorsanız, daha dikkatli olmalısınız: 
'Bende öykülerimden, yazdığım oyunların...' diye değil, 'Ben de, öykülerimden...' diye yazmak gerekiyor.
Umarım tiyatro oyunlarınızda da bu hatalardan yoktur, umarım hocalarınız bunlara göz yummuyordur.
:(

Gelelim allahın belası portfolyo konusuna...

Deneyimsiz birinin gerçek anlamda portfolyosu olmaz, olmamalıdır.
Bu aynen 3. veya 4. sınıf öğrencisinin CV'sini yazması gibi bir şey.
Aldığın derslerden, katıldığın bir iki eğitimden, laf ola kabilinden yapılmış stajlardan 
başka neyin olabilir ki CV yazacaksın? Referans olarak, zoraki alınmış olurla bağlı hoca isimleri vs. 
kimseyi kandırmıyor. Ara başlıklar Microsoft Word programından klişe, başlık altları sığ mı sığ...

Portfolyo portfolyo diye diye başımıza sarılan göstermelik işler dosyasına itibar eden bir ajans yöneticisi, 
kreatif direktör veya İK'cı varsa, her iki tarafa da hayırlı başarılar dilerim.
Gerçek yaratıcı çalışmanın, reklam düşünmenin doğru dürüst bir brife dayalı olmadan yapılamayacağını bilmiyorlarsa; bilip görmezden geliyorlarsa, yazıklar olsun.

Hadi brifin varlığını yokluğunu geçtik diyelim. İlan veya benzeri bir iş örneğinden (!) söz ediyorsak, grafik tasarım ne olacak? Onu kim yapmış oluyor? Portfolyoyu çırpıştıran mı? Olmaz öyle.

Hadi önemli olan fikir diyelim. Neye göre bakacak fikire? Brife geri döndürüyor bu bizi. Fikirlerin, yaklaşımların değerlendirileceği ilk düzey denetimi, briftir. Aklı başında, deneyimli bir reklamveren, önüne getirilen reklam önerilerinde ilk önce buna bakar: Brife, üzerinde mutabık kalınan stratejiye uygun mu?

Değilse, onay vermez. Bu kadar.

Geriye kalıyor, öyküler, tiyatro oyunlarından örnekler... Eyvallah. Bunlar, nasıl düşündüğünüzü, düşüncelerinizi nasıl ifade ettiğinizi, nasıl yazıya döktüğünüzü gösterebilir belki. Ama bir yazar konumuna başvuruyorsanız...
O zaman da, yukarıda işaret ettiğim, ayrı yazılması gereken de'lerin, da'ların, ki'lerin doğru olması gerekiyor.

Kimselerin kulağına girmedi ama bir önerimi tekrar edeyim:

Bir iş görüşmesi koparmanın yolu, nasıl biri olduğunuzu, neler okuyup düşünüp yazıp çizerek gösterecek; size dair fikir verecek bir 'şey' veya 'materyal' göndermek olmalı. Bu şeyin veya materyalin özgün olması esas.
Herkesin her zaman yaptığı 'bir dosya içinde örnek yapay göstermelikler' değil.
Görüşmeyi kopardıysanız, öneriniz şu olmalı: "Bana 2 saat zaman ve bir konu, bir basit -belki kurmaca- brif verin. Bu sürenin sonunda size fikirler sunayım..."

İşte böyle...

Bir ajansta çalışan, deneyimli birinin bile portfolyo oluşturmasında, göstermesinde profesyonel ve teknik sakıncalar var. Bunu da çeşitli kereler anlattım, burada tekrar etmeyeyim ama özetle şu:

Daha önce çalıştığın veya halen çalıştığın ajansta yaptığın ve yayınlanmış, yayınlanmamış işler gösteriyorsan bilinmezler, tartışmalı birtakım karanlık noktalar çıkıyor ortaya. Yayınlanmamışsa, neden yayınlanmadı? Brif neydi? İyi işler diye gösterdiğin şeylerde kreatif direktörün hatta müşterinin katkısı yok muydu? İyi diye gösterdiğin ama esasen kötü olan işlerin senin hakkında kötü fikir vereceğini -veya senin aslında kötü olduğunu göstereceğini- unutmamalısın. Her halükarda, bir başka zamandan, bir  başka ajans kültüründen örnekler gösterip senin nasıl düşündüğünü vekaleten anlatmaya çalışıyorsun demektir. Önemli olansa, senin kafanın ve kültürünün yapısıdır. Zekandır. İş görüşmesinde asıl bakılması ve gösterilmesi gereken budur.

İnternet uygulaması örnekleri demişsiniz bir de. Nedir bunlar? Web siteleri mi? Bloglar mı? Uygulamanın nesini yaptınız? Yazısını mı yazdınız? Her nesini yaptıysanız, yukarıda ortaya koymaya çalıştıklarım onlar için de geçerli.

Size önerilerim, satır aralarından çıkmıştır umarım: Kendinizi ortaya koyacak, kafa yapınızı ve kültürünüzü-zekanızı gösterecek bir 'şeyi' illa portfolyo kalıbında yapmanız gerekmiyor. Hatta yanlış bile olur.

HM